8 Şubat 2006

Çokgenler Düzenlendi


Plânladığım canlandırma için daha önce yaptığım kaslı model üzerinde değişiklikler yapıyorum. Çokgen akışını düzenledim, çokgen sayısını azalttım ve biçimi biraz değiştirdim. Vücudu yeniden yapacağım. Üzerine kıyafet ekleyeceğim için yeniden başlamak zorunlu. Biraz karikatürize olacak. Eller ve ayaklar büyük olacak. Resimleştirme için "cel shader" denen çizgifilm tarzı gölgelemeyi düşünüyorum.
Oyun için yapacağım yarış atı ve jokey işi öylece duruyor...


Share/Bookmark

4 Şubat 2006

Önemli Zamanlarda Yaşamak

Eskiden, önemli olayların yaşandığı dönemleri okurken, önemli insanların önemli olaylar döneminde yaşadığını düşünürdüm ister istemez. Yoksa tam (ya da biraz) tersi; önemli insanların yaşadığı dönemlerde önemli olaylar mı olur? Saçma sapan bir tarih tezine demir atmak üzereyim, fazla zorlamayayım... Yeniden deneyelim, tarihsel dönüşümlerin koşullarının oluştuğu dönemlerde "önemli" adı verdiğimiz insanlara tarihsel rol oynama fırsatları doğar, onlar da oynarlar. Peki diğer insanların kendilerini önemli hissetmeleri olası mıdır? Bence evet. Büyük çoğunluk için her şeyin kötüye gittiği bir dönemde bu büyük çoğunluğun kendini (yine ister istemez) bu kötüye gidişin bir parçası olarak görmesi olasıdır. Bu durumda, gidişata müdahale edemeyen insanın kendisini önemsiz insan olarak görmesi de pekâla olasıdır. (Yine) tersinden okursak, önemli olay eğer iyiye gidişse çoğunluğun kendini bu gidişin parçası, katkı koyucusu, nedeni olarak görmesi olasıdır. Bu durumda oluşacak motivasyon, onun gerçekten önemli insan olmasına yol açabilir.
Dünya Latin Amerika'dan başlayarak temizlenmeye başladı. Kim ne derse desin, bu gerçek. Fukuyama'nın "Tarihin sonu" tezi kötü bir şaka gibi çöpe atılıyor. Önemli insanların gittikçe çoğaldığı bu coğrafya, diğer coğrafyalarda önemli olayların yaşanmasına davetiye çıkarıyor. Önemli insan hastalığı engellenemeyecek derecede bulaşıcıdır. Bizde de önemli adamların çıkıp kitleleri peşinden sürükleyeceğine eminim. İnanmayan var mı? İddiaya var mısınız?


Share/Bookmark

22 Ocak 2006

Uyku Günü

Garip garip rüyalar... Bir uyandım, saat 15. Suçluluk duygusunu bastırmak için zıpkın gibi yataktan fırlayış, on dakikada kahvaltıyı hazır etme, yeme ve günlerdir ertelenen işilere yönelme. Yüksekliğiyle tepelikten dağlığa terfi etmeye hazırlanan çamaşır yığınını tekrar "sıradan" bir yükselti haline getiriş...
Yeni kontaktlensimin üzerine aldığım astigmat gözlüğünü sevmedim. Yakışmadı. Astigmatizmin özünü çözdüm; gözün küresellik sorunu. Göz, herhangi bir yönde basık olduğu durumda o açı ve basıklık derecesine göre astigmat kabul ediliyor. Astigmat gözlüğümün camından değişik açılarla bakınca çok iyi anlaşılıyor. Astigmat gözlüğüm yokken nesneleri hep olduğundan dar gördüğümü farkettim bir de. Şimdi insanlar bana daha kısa ve şişman görünüyor. Bu durumda gözlerim üstten basık demek ki. Şekil anomalisi tümüyle tutarlı. Üstten baskı altında kalan baş genişlemeye zorlanmış, gözler de küreselliğini ve olağan uzunluğunu yitirmiş. (Astigmat ve ultra hipermetrop) Bunları annemin ben karnındayken yaptığı yüksekten atlama hareketlerine borçluyum. Kendisine söylesem, vicdan azabından ne yapar, bilemiyorum.


Share/Bookmark

3 Ocak 2006

Entropi

"Varlık"ı entropinin artması olarak açıklamışlardı. Herhalde bundan daha genel bir tanım yoktur. Yaşamı da enerjinin olabildiğince dönüşüp parçalanması olarak açıklamışlardı. Yaşam için de bundan daha genel bir tanım yok.
Bir tane de benden: Felsefe, yaşamın olabildiğince farklı olasılıkları değerlendirerek kendi varlığını koruyabilme çabasının bilinç denen muammadaki yansımasıdır.
İnsanlık ilelebet böyle yaşamaya devam edebilir mi? Hayır... Öyleyse felsefe insanlığın yaşam biçimini değiştirici bir yol açacaktır. Felsefe güçlü müdür? Aksini iddia eden beri gelsin. Kitaplarda durduğundan çok daha yetkin ve etkilidir.
Çıkış yollarının en gerçekçisinde yer alıyoruz. Önümüzde durabilecek ne var?


Share/Bookmark

20 Aralık 2005

Sihirli Değnek: Aforizmalar

Doğayla bağlantısı alabildiğine dumura uğramış insan huzursuz olur. Bundan daha doğal bir şey yok. Vücut şifresinde doğayla haşır neşir oluşunu taşımaya devam eden insanın kafasında soru işaretleri doğmaz mı? Doğmaması olanaksız. Ne gibi sorular?
-Neden yaşıyorum?
-Hayatın anlamı ne?
-Zengin olursam mutlu olabilir miyim?
-Zengin oldum ama neden mutlu değilim?
-İnsan doğuştan bencil midir?
.....
Bu sorulara şöyle ya da böyle bir cevap üretilmezse insanlığın kollektif aklı doğru cevabı bulabilir. Hatta maazallah cevabı uygulamaya da geçirebilir. Bu yüzden bireysel akla hizmet eden aforizma bombardımanı her şeye devadır. Etrafında seni rahatsız eden her şey doğal, önemli olan onlara farklı bakmak, böylece rahatsız olmaktan kurtulmak.

İşte örnekler:


-Eğer boş zamanınız yoksa, ruhunuzu kaybediyorsunuz demektir. (L. P. Smith)


-Kalitenizin ölçüsü, boş zamanlarınızda ne yaptığınızdır. Medeniyetlerin kalitesi de insanlara sağladığı boş zaman ve bunun kalitesi ile ölçülür.(Irwin Edman)

-Babam bana çalışmayı, fakat işin esiri olmamayı öğretti. Şimdi okumanın,hikaye anlatmanın, şakalaşmanın, konuşmanın ve gülmenin iş kadar; hatta ondan da önemli olduğunu biliyorum. (Abraham Lincoln)

-Boş zamanı iyi değerlendirmek, çok ciddi bir sorumluluktur. (William
Russell)


Okurken insanı iyi hissettiren bir terapi yarattıkları kesin. Ama ortak özellikleri asla kalıcı bir çözüm önermemeleri. Aforizmayla beslenen zavallıların da insan florasında mantardan pek bir farkı yok.


Share/Bookmark

17 Aralık 2005

Kabuk

Kabuk gibi görmeye başladım yaşamı. İçsizliğini gizleyen bir dış olarak ya da. Beceriksizliğimizi gizleyen statülerimiz sayesinde bugünü yarına bağlayabiliyoruz. Çürüme bile bitti artık. Çürüyecek bir şey kalmadı içerilerde. Kupkuru kabuklarımızla idare ediyoruz.

Kalorifer kazanlarını kontrol ederken en çok bilgisizliğimizin çakılmaması için mücadele ediyoruz. Kazanla yatıp kalkan ateşçi olayın organik parçası olmuş ama gizemli bakışlar satarak kazanın tipini anlamaya çalışan bizim ağzımızın içine bakıyor. Bizim kabuğumuz var, onun yok. Kabuğumuzun hacmince para kazanıyoruz, ağırlığınca olmamasına dua ediyoruz.

Bir sarsıntıda tuzla buz olacak kuru kabuklarımız. Allah gecinden versin diyoruz. Hayatı sarsmamaya yazgılıyız ama kendimize "devrimci" diyoruz.

Tek çare var, hep beraber hayatı sarsarak kabuklarımızı gönüllü olarak toz etmek. Belki bizden sonrakiler etli meyvelere dönüşür diye...


Share/Bookmark

13 Aralık 2005

"Entel" Şarlatanlık

Turan Bahadır Sanat Galerisi'ne gittik dün. Bir entel şarlatanın zırvalarıyla gözlerimizi kirlettik. Saç-sakal kombinasyonlarıyla "farklı"lığını betimlemeye çalışıyordu besbelli. Renk ve fırça vuruşu kirliliğini sergi diye gözlerimizin önüne sermiş, aptallığımızdan medet umuyordu.

Estetik ve sanat kuramlarıyla ilgili çok araştırma yapmamış olan ben, nereden geldiği belli olmayan bir cesaretle ve üstelik söylediklerine güvenerek tespitler yapıyorum.

Öğrenmeyi iki temel döneme ayırıyorum. İnsan yavrusunun kendi anlama alfabesini oluşturduğu ilk dönemde beyin olağanüstü verimli çalışıyor. Sonsuz ayrıntıya sahip olan ve üstelik en be an değişen evreni algılayabilmek için belli kavram şablonları oluşturuluyor. Bu şablonlar tamamen öznel. Yani insan yavrusunun tamamen kişisel deneyimlerinin sonucu. Bir insan için belli bir anlam ifade eden bir kavram başka bir insan için çok farklı bir anlam, dolayısıyla farklı bir şablon oluşturabiliyor. Bu anlam şablonları sonsuz ayrıntıya sahip evrendeki olgu ve süreçleri belli aynılıklara yuvarlıyor ve sonlu sayıda oluyor. Duyu organlarıyla edinilen algı, yorumlama, sınıflandırma ve belleğe aktarma sürecinde bu şablonlardan yararlanılıyor. Algılanan süreçlerin yorumlanması tamamen bu şablonlarla kıyasa dayanıyor.

Öğrenmenin ikinci döneminde bu şablonlara kıyasla yorumlanıp tasnif edilen olgu ve süreçler belleğe aktarılıyor. Zaman içinde oluşan birikime de tecrübe deniyor.

Şimdi gelelim sanat ve estetik boyutuna. Figüratif resim konusunu es geçiyorum. Entel şarlatanların "sanat"larına geliyorum. Kişisel şablonlar olan anlama alfabesindeki harfleri kullanarak resim yapmak düpedüz şarlatanlıktır. Hiç kimse aynı alfabeyi kullanmıyor çünkü. Bunun gerçekleşme olasılığı da sekiz tane bilardo topunun üst üste yarım saat durabilme olasılığı kadar. Kişisel aklın imgeleriyle topluma seslenmeye çabalamak (entel şarlatanımız böyle bir kaygım yoktur diyebilir elbette, bir daha sergi açmamaya söz vermek koşuluyla tabii) amaçsız bir ukalalıktan başka bir şey değil. Benim için sarmal formun uyandırdığı duygulanım başkası için farklıdır. Bu tamamen benim yaşamsal deneyimlerimle ilgilidir. Örneğin mekaniğe meraklı bir insan olarak küçükken gizlice söktüğüm duvar saatinin sarmal yayı beni büyüleyip heyecanlandırmışsa ileriki yaşlarda gördüğüm bir resimdeki sarmal formlar beni benzer heyecanlara gark edebilir. Ama başka biri çocukluğunda yüksek bir binanın dönen merdivenlerinin tepesinden aşağı baktığında gördüğü sarmal şekil yükseklik korkusundan başka bir şey hissettirmeyebilir. Bu durumda entel ukalamızın kişisel imgelerini doğru aktarma iddiası nasıl gerçek olabilir ki?

Sergideki entel zavallı izleyici bayanlar resimleri ne kadar doğru anlayıp ne kadar beğendiklerini anlatma yarışı içindeydiler ki, zavallılıklarını tarif edecek sözcük bulamıyorum. Çerçevelerin altında yer alan resim adlarının yönlendiriciliğinde hiç de paylaşmadıkları kişisel imgeleri kendi imgelerinin yerine koymaya çalışıyorlardı ki bu, zeka testi yapılan bir çocuğun kare şeklindeki boşluğa üçgen şekilli nesneyi yerleştirmeye çalışmasına benziyordu. Şekli zorladıkça başarısız oluyor, başarısız oldukça kendilerini aptal hissediyor, aptallıklarını gizlemeye çalıştıkça daha çok aptallaşıyorlardı. Tek çareleri vardı: resimleri beğendiğini söylemek. Entel şarlatanlığın nasıl olup da böylesine yaygın olarak sürebildiğinin yanıtı da bu işte.


Share/Bookmark

6 Aralık 2005

Kara Kara odalar

Nihayet kontrollere başladık. Kara kara, isle kaplı, kül yığını odaları inceledik. Isı makinalarını sınava çektik. Koca koca binaların mahremiyetini yok etmişiz gibi bir his kapladı içimi. Ölçüsüz zenginlik ve ölçüsüz fakirliğe şahit olmak biraz daha ülke topraklarına bastırıyor tabanlarımı, hatta biraz da gömüyor. Milyonların külçe gibi ağır yorgunluk bedellerinin lanetli hazlara dönüşmesini hayretle görüyorum. Terazinin topuzu çoktan kaçtı. Her şey alt üst olmaya hazırlanıyor. Bu dalga doğru kanala akmazsa yandığımızın resmidir.


Share/Bookmark

5 Aralık 2005

Ilık Günler

Hava ne güzel gidiyor... Geçen birkaç yılı hatırlıyorum da, bu tarihlerde soğuktan donuyordum. Annem telefonda küresel ısınmadan bahsetti. Kars da sıcakmış. Hava ısınıyor, kuzey kutuptaki buzullar çözülüyor, serseri mayın gibi okyanuslarda dolaşıyor, güneye iniyor, iklimleri etkiliyor. Hassas dengeler üzerine kurulu doğa işleyişi tehdit altında. Kyoto Sözleşmesi'ni imzalamayan Yankilere mi kızalım? Yankiler hala orada olduğu için kendimize mi kızalım?

LPG işim başladı nihayet. Tecrübesizliğimi nasıl aşacağım konusu beni kara kara düşündürüyor. Yarın sabah kazan kontrolleri de başlıyor. Basın toplantısı yapacağız Belediye'de. Kara, isli ve dumanlı bir kazanı andıran bu şehrin kara kazanlarını kontrol edip onay vereceğiz. Ne iş ama... Ben de "Ne iş olsa yaparım" konseptine gark oldum. Bir dönüşüm bu. Kontrollü olmak gerek. Baksana, güzel bir motosiklet edinme planları yapıyorum. Ne kadarı ihtiyaç, ne kadarı kışkırtılmış tüketicilik? İhtiyaç kısmı konusunda sağlam deliller var ama "güzel" olması kısmı biraz karışık.

3Dniz, hayalet gemiye döndü. Kendi kendine dolanıp duruyor. Ne gariptir ki her gün yeni üyeler kazanıyor. Artık üyeleri yeni girişimler konusunda haberdar edilecek bir veritabanı olarak görmeye başladım. 3Dniz'de denediğim Mambowiki bileşeni MediaWiki'nin ta kendisi. Kusursuz çalışıyor. Dostum Emin ve ben artık bir wiki girişimi, bir blog girişimi ve girişin-içerik eklemenin serbest olduğu, sadece haberlerden ibaret bir 3Dniz düşünüyoruz. Çok parlak görünüyor bu fikir.


Share/Bookmark

3 Aralık 2005

Nihayet biraz farklı bir gün

Kalorifer kontrolü için Oda'ya fotoğraf vermeye gittim. Murat'ı gördüm orada. "Hadi gidiyoruz" dedi. Tugay'a gittik. Denetlemeleri varmış. Isıtma sistemlerindeki yalıtım konusunda Murat'ın tolkşovvari sunumunu izledim. Tezkereden beridir görmediğim askeri bölgenin ilginç atmosferi etkileyiciydi. Her tarafın tertemiz olduğu, her şeyin kurallara bağlı olduğu bu devasa disiplin alanından etkilenmemek olanaksız. Kalorifer kazanları ve ısıtma sistemlerinden hiç anlamıyorum. Bir mühendis olarak rezil olmamak için çaktırmamaya çalıştım :) Artık kontrollere Murat'la gidip öğreneceğim.

Akşam Engin Günaydın'ın gösterisine gittik. Zeki olmamasını ana tema yaptığı bu gösteri ilginçti. İlk yarısında epey güldüm. Salon tamamen doluydu ve sanrım çoğunluk "verdikleri para" açısından kaygı içindeydi. Hayat ticaretse karlı bir iş değildi bu oyun onlar için.

Genel ve özel gariplikler oluyor. Komplo toerilerine fazla mı takıyorum kafamı?


Share/Bookmark

29 Kasım 2005

Kaostan Medet

Düşünüyorum da, etraftaki hiçbir olgu ya da süreç hesabı kitabı yapılabilir ölçüde basit değil. Evrendeki tüm süreçler böyle zaten. İnsan algısı ve yorumlama gücü de bu duruma uygun şekilde gelişmiş durumda. Satıcının hesaplamayı kolaylaştırmak için fiyatları yuvarlaması gibi, insan da olguları ve süreçleri yorumlayıp belleğine yerleştirebilmek için belli yuvarlamalar yapıyor. Sanırım bunu da şablon ya da mastar kabul edebileceğimiz kavramlar kütüphanesiyle karşılaştırmalı olarak tasnif ederek başarıyor. Yoksa, en küçük bir hesaplanabilirliği olmayan evrensel süreçler karşısında aklın var olması ve gelişmesi olanaksız olurdu.

Aklın kaos karşısında bulduğu bu dahiyane çözüm ortadayken aklın kendi iç işleyişine de kaosu egemen kılmaya çalışanların amacı ne ki? "Doğadaki kaosun akla yansıması da kaostur." önermesi çok tehlikeli ve sinsi bir önerme. "Doğadaki kaosun akla yansıması diyalektiktir." desek yanlış mı olur? Ya da "Doğadaki kaosun akla yansıması diyalektik olmalıdır." mı desek? Bu dahiyane tasnif yönteminin diyalektik materyalizm ile karşılaştırılması felsefi bir zorunluluk mudur? Yoksa bu karşılaştırma çoktaan yapıldı da ben acizin haberi mi yok?

Akla kaosu egemen kılmanın kaçınılmaz sonucu dumura uğramış bilinçtir. Akıl ve beyin çok farklı bir algı-yorum-tasnif mekanizması geliştirerek biçimlenmişken onu kaos denklemleriyle işletmek olanaksızdır. Bu, abaküsten yapay zeka çıkarma çabasına benziyor.

Aklı bu yöntemle dumura uğratmak isteyenlerin kendi akıllarını itinayla kaostan koruduklarına eminim. Çok merkezli doğru, birey merkezli hukuk, sanal gerçeklik, kendi gerçekliğinden emin olamama, algılama güçlüğü, anlamsızlık duygusu, suçluluk duygusu, bencillik, umarsızlık ve duyarsızlık kaotik aklın yan ürünleri.

Tekrar söyleyeyim, anlayabilme üzerine organize olmuş insan beyni ve aklı kendi gerçeğine er ya da geç dönecektir. Farklı bir evrim ve mutasyon olmadığı takdirde bunun değişmesi de olanaksız. Yapay (iradi) şekilde insanlığın ortak aklına musallat olmuş olan kaotik akıl kabusundan uyanmak kaçınılmaz.


Share/Bookmark

28 Kasım 2005

Ütopya, Derbi ve Diğerleri

Kalkmamla birlikte yukarı, Devrim'e gittim. Havadisleri almaya tabii. Kahvaltı hazırlarken anlattı. Gittiği tesisat kongresinde tek bir firmayla bile görüşmemiş. Onca ne olduğunu bilmediği cihaz ve şaşaa arasında ağzını açamamış. Oysa fuarın altından girip üstünden çıkacağına çok inanmıştı. Bir dahaki Fuara beraber gitmeye karar verdik. Ne de olsa benim doğalgaz konusundaki bilgim onunkinden daha fazla (onunki sıfır olduğuna göre benim azıcık bilgim bile fazla olmasına yetiyor) Doğalgaz işi yapma ütopyamız devam ediyor. İş projesi sohbetleriyle her gün moral takviyesi yapıyor, geleceğe güvenle bakmanın çok zor olduğu bu topraklarda güvenli gelecek düşlerine tutunup terapi yapıyoruz. Sonu hüsran olmasa bari. Devrim zengin olmaktan bahsediyor. Hiç sevimli gelmiyor bu bana. Macromedia'nın önemli ve yaratıcılık gerektiren yarışmasının birincisi olan adama soruyorlardı: "Bu inanılmaz yaratıcılığınızı neye borçlusunuz?" "Hayatımdan konforu uzak tutmama." diyordu adam. Doğruluğuna inanıyorum. Beni var eden ve anlamlandıran birçok şeyin sonunu getirir konfor. Yaratı için olmazsa olmaz olarak gördüğüm çelişkiyi görme ve yaşama, yabancılaşmadan uzak durma olguları konfor içinde yok olur kaçınılmaz olarak. Kendini tekrar etme ve dejenere olma da bunun sonu. Benim tek istediğim zorunlu tüketim gereksinimlerimin üretkenliğe engel olan bir kabus olmaktan çıkması. Biraz olsun dijital modellerime, heykellerime yoğunlaşabilmek. Yağmur sesi eşliğinde çay içip kitap okuyabilmek. Ve bunun gibi naif kisveli bir yığın başka şey :)

Fenerbahçe ve Galatasaray'ın ezeli rekabeti gibi ilgimi en az Vizigot rahiplerinin beslenme alışkanlıkları kadar çeken bir konuya gark oldum bugün. Biraz olsun farklı insan yüzleri görmek adına maçı izlemeye gittim arkadaşlarla. Tüm dijitürk alıcılı salonlar tamamen doluydu. Son bulduğumuz yere hücum ettik. Yanımızda iki tane de tanımadığım üniversiteli kız vardı. Nedense bir yığın gürültü patırtı, genital küfür ve her türden rezaletin yaşandığı ortamlarda bayanların maç izleme hevesini zorlama bulmuşumdur. Üstelik en az 500 kişinin bulunduğu bu ortamın en az yüzde yirmisi bayandı. Ne tür bir evrim acaba bu? Başından sonuna kadar maça konsantre olamadım. Pek kaliteli de değildi zaten.
Çıkışta Devrimler ve Can'la birşeyler içmeye gidelim dedik. Bilumum alkollü mekanların dernek kisvesine bürünüp gemisini yürüttüğü Denizli'de mekan sahipleri birdenbire üyelerinden gayrısını görmek istemez olmuşlardı. En son Gazeteciler Cemiyeti Lokali'nde demir attık. Güzel bir sohbet, benim çenemin düşmesi, internet ortamında ücretsiz yazılımların artık ücretli olanları tarihe karışmaya zorlaması, yüz dolarlık dizüstü bilgisayarlar, Şemdinli Vakası, tavuk pişirme yöntemleri ve bir yığın başka lafızdan sonra eve dönüş. İşte buradayım.


Share/Bookmark

27 Kasım 2005

Kürkçü Dükkanı

Dün gece Marmaris'ten döndüm. Yıldız kedi evi berbat etmişti. Bu sabah temizledim. Mutfak musluğu bozulmuştu. Pazaristan'a gittim. Musluk başlığı aldım. Baktım ki süpürge torbası da var, ondan da aldım 3 tane. Babamın yolladığı ısıtıcıyı duvara monte ettim. Duvara delik delerek matkabın siftahını yaptım. Çıkan tozları zevkle yere döktüm. Sonra zevkle süpürdüm.
Giderayak bilgisayarın birkaç sistem dosyasını silmişim yanlışlıkla. Hangi dosyalar olduğunu bulmak bir hayli zamanımı aldı. En sonunda başardım. Artık tüm dosyalarımı yedekleyip makinaya format atmanın zamanıdır.

Bolca yazı okudum. Şemdinli vakası ile ilgili değerlendirmemin çok benzerini Aydemir Güler'in bu haftaki yazısında gördüm. Ayrıca bu akşam Yaşar Hacısalihoğlu ve Emin Gürses de çok benzer değerlendirmeler yaptı. (Güneydoğu'yu Barzanileştirme operasyonu) Artık bu yaklaşımdan emin olmamak için pek bir neden de yok. GOP'un uygulanmasında Türkiye için kritik dönemeçlere giriyoruz. Öngörüsüne güvendiğim tüm ağızlar bir noktada birleşiyor: İç savaş yakın. Bundan 3 yıl önce yaklaşan iç savaş belirlemesi yapmıştım. Aktörleri, Cumhuriyet'e karşı ayaklanacak şeriatçılar ve milliyetçi kürtler olarak tahmin etmiştim. Şimdilik milliyetçi Kürtler dışında pek aktör görünmüyor. Ama zaman ne gösterir belli olmaz. Si ay ey'in, aktörleri sahneye sürme hızı konusunda müthiş bir yeteneği var.


Share/Bookmark

22 Kasım 2005

Mutlak Sıfıra O kadar Yakınız ki...

Mutlak sıfır sıcaklık, yani nesnenin hiç enerjisi olmaması durumunu ifade eden ölçü değeri, sıfır kelvin, yani eksi 273 derece... İşte bu sıfır kelvin ile sonsuz kelvine giden bir skala üzerinde biz en çok 40 derece, yani mutlak sıfırın 313 derece üstünde yaşıyoruz. Yani çoook çok soğukta yaşıyoruz. İşin garibi, yaşam ortamımızın sıcaklığı ortalama 20-30 derece oynayınca yaşamımız alt üst oluyor, baştan aşağı giysilerimiz değişiyor, evlerimizde ısı kaynakları olmasa donuyoruz.
Bu dokunaklı girizgahı yapmaya niye zorladım kendimi? Zira hava bugün çok soğuk. Bronşit ve grip gelip gelip dönüyor. Parasetamol sağolsun, her mikrobik teklifi ısrarla geri çevirebiliyorum.
Bina cephe giydirme işini teslim ettim. Yarın ücreti alıp Marmaris'e gitmeyi düşünüyorum.
Afrodit öylece duruyor. Marmaris dönüşüne kadar beklesin.
Dün bulduğum açık kaynak kodlu ücretsiz yazılım stellarium tek kelimeyle mükemmel. Bulunduğun konum ve zamanın gökyüzü görüntüsünü gösteriyor. Üstelik gerçek zamanlı olarak dönebiliyor, yıldızlara, gezegenlere, nebulalara zum yapabiliyorsun. Üzerine tıklayarak cismin adını ve özelliklerini görebiliyorsun. İstersen yazılı arama yaptırıp bulduğun cisme odaklanabiliyorsun. Astronomi konusunda tamamen cahil olan bendenize katkısı olur umarım.


Share/Bookmark

20 Kasım 2005

Ertelenenler

Ertelenenlerin ertelenemez oldukları bir noktada emniyet süpabını açtım. Dağ gibi bulaşığı erittim. Gittikçe tozdan görünmeyen çalışma ortamımı dezenfekte ettim. Bir sorun aklımı meşgul edip duruyor; kedim Yıldız'ın çamurlu ayaklarla içeri girip her yerde tatlı anılar bırakması sorunsalı hakkında neler yapabilirim? Şimdilik yapılabilecek bir şey yok gibi görünüyor. Alışmak gerekiyor galiba.
Babam aradı, klimayı kargoya vermiş. Yanına bir de Bosch matkap koymuş. O kadar lazım oluyor ki şu matkap denen şey, ilaç gibi gelecek.
Afrodit'in giysisine yeni kırışıklıklar ekledim. Kaç gündür üzerinde çalışmıyordum, ihmal yüzünden suçluluk duymaya başlamıştım.
Resme tıklayınca orijinal boyutunda açılıyor, ziyaretçi dostlara duyurulur.

Önceki gün aldığım cephe görselleştirme işini bitirdim. Fazlasıyla sade bir iş. Pek vaktimi almadı. Resimleştirme konusunda FPrime'ın katkısı yadsınamaz ama, uzun düz çizgilerin resimleştirilmesinde ortaya çıkan kırıklık sorunlarını LW render çözebilirken FPrime çözemiyor. Ya da ben henüz keşfedemedim bunun yolunu.

Marmaris seyahatini pazartesi günü sonrasına erteledim. Ankara TSE'ye gidecek evraka imza atmam ve gelecek kargoyu beklemem gerekiyor. Bu arada benim doğalgaz yetki belgesi de Oda'ya gelmiş olmalı. Pazartesi günü onu da sorayım.
Bloglar ve resim paylaşım sistemleri konusunda kafamda oluşan bir komplo teorisini de buradan paylaşayım. Yakın zamana kadar her şeyi paralı hale getirmeye uğraşan firmalar (Yahoo, Hotmail gibi firmalar yeni özellikler ekleyerek parasız hizmetlerini paralı hale getirmeye başlamışlardı) birdenbire tüm hizmetlerini parasız hale getirdiler ve eskisiyle kıyaslanamayacak derecede kapsamlı hizmetleri de birbiri ardı sıra parasız olarak sunmaya başladılar. Harcayacağınız büyük disk alanlarını umursamıyorlar üstelik. Geçtiğimiz yıllarda Benetton'ın Anadolu köylerinde yaptığı "rüya toplama" çalışması son derece ilginç bir geleceği işaret ediyordu. Bilinç altı-yaşam tarzı (belki de tüketim alışkanlıkları) bağlantısını çözmeye yönelik ciddi bir çalışmaydı bu. Eminim elde ettikleri sonuçları sır gibi saklıyorlardır ve bu çalışmanın akademik ve maddi değeri de tahminlerimizin ötesindedir. Konuya gelirsek, şimdi çok daha kolay yoldan, çok daha ayrıntılı veri kütleleri elde etmenin bir yolu var artık. Yaşamımızı resimleyerek, başımızdan geçenleri anlatarak, düşüncelerimizi ve düşlerimizi yazarak dev bir veri tabanında topluyoruz. Hem de tasnif etme ve kategorize etme işini de kendimiz üstleniyoruz. Anahtar kelimeleri, ülke ve konum sınıflandırması konusundaki bilgileri, eğitim seviyemizi, yani her tür sınıflandırıcı bilgiyi kendimiz giriyoruz. Bunları yorumlayacak bir altyapı ve yazılım sistemi kurdularsa elde edilecek verilerle tüm insanlığı sonsuza kadar koyun gibi gütmek istiyor olabilirler. Açıkçası bundan zerre kadar tedirgin olmuyorum. Çünkü neden çok açık ve net: Su sıkıştırılamaz.


Share/Bookmark

17 Kasım 2005

Nötr Gün (Bol besinli)

Bekir Usta'dan bir miktar haraç kestim. Sağolsun... Belimi azıcık doğrulttum. Tam sevinç içinde yaşam mahallime dönüyordum ki, telefonum acı acı çaldı. Bu çalış gerçekten acıydı. Ev sahibi... Hastalıktan ölüyor olsam bile sadece kira için endişe eder. Yolumun üzerindeki mekanına uğradım ve adamı sevince boğdum. Hafiflemiş cebimle alışverişe gittim. Kakaolu kek yaparım diye kakao, un, yumurta ve süt aldım. Dolabın sefaletini giderici tedbirleri de ihmal etmedim. Ucuz sucuk, tavuk göğüs eti ve ekmek aldım. Eve geldim. Kezban da geldi, etli patlıcan yemeği getirmiş. Ben de pilav yapıp üzerine kızarmış tavuk eti serpiştirdim. Meryem de geldi, yedik. Çay için dışarı çıktık. Güzel güzel pastalar aldık, dışarıda çay içmekten vazgeçip Meryemlere gittik. Çay ve pasta eşliğinde güldürgen bir dizi izledik. Yatma vakti yaklaştı, eve döndüm.

İran ve Irak sınırımızdaki Hakkari'nin meselesi bir garip hastalık gibi içimi kemiriyor. İran'ın Mahabad şehrinde yakın zamanda yaşananlar ve Irak'ta olanlar birbirini tamamlıyor. Pazıl muhabbeti yaomayacağım gece gece. Ama iki yıldır geliyor, geliyor diye kendimi yırttığım iç savaş konjonktürü artık iyice kendini belli etmeye başladı. NATO patentli ordumuz da olayın aktörlüğüne iyice ısınmış artık. Midem mi, ciğerim mi, bir yerlerim yanıyor, ağzımızın tadı fena halde kaçacak.

İnternetten yeni keşiflerim www.pandora.com ve www.bildirgeç org . Aslında Bildirgeç'in adını çok duyuyordum ama nasıl bir gafletse, hiç açıp bakmamıştım. Pandora, iddiaya göre bazı şarkılar seçtirip bunlardan senin müzik zevkini algılıyor ve sana bu doğrultuda öneriler sunuyor. Böylece hiç bilmediğin, ama muhtemelen seveceğin parçalarla karşılaşman tesadüflere bağlı olmaktan çıkıyor. Bildirgeç'de ise kaliteli bilişim verileri ve önerileri içeren bildiri girişleri var. Sürekli takip etmekte büyük yarar var. Bilgisayar grafikleriyle ilgilenenler için de çok yararlı olabilecek öneriler mevcut.


Share/Bookmark

15 Kasım 2005

Adet yerini bulsun

Yazalım, adet yerini bulsun. Sculpey hamurum geldi. Tahminimden daha küçük bir paket. Et rengi bir hamur. İşte resmi de burada. Fimo'ya göre biraz sertçe.












Afrodit'i çok az ilerlettim. Bir de FPrime render aldım. Şu FPrime harika bir şey. Bu kadar güzel ve pratik radiosity resimleştirme yapan bir yazılım görmedim. Hem nesnenin tüm özelliklerinde değişiklikler yaparken anında sonuçları görebilmek olağanüstü bir kolaylık. Afrodit'in son hali de bu:


Ülke gidişatı çok karışık ve can sıkıcı. Ordu tam NATO ordusu gibi davranıyor artık. ABD'nin GOP projesine istinaden israilleşmiş bir büyük Kürdistan yaratılmasına ses çıkarmamak bir yana buna elinden gelen desteği sağlıyor gibi. Misak-ı Millî'ye rağmen hem de. Mustafa Kemal tüm bunları görmesin diye olacak, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın logosundan resmini çıkarmışlar.


Share/Bookmark

14 Kasım 2005

Ara uzun oldu galiba...

Epeydir yazmıyordum. Günlük tutma konusundaki tarzım yineleniyor mu acaba? Neyse, daha hiçbir şeyin sonu gelmiş değil. Yazıyorum işte...

Afrodit modelinin gözümü en korkutan kısımlarıyla uğraşıyorum: giysi... Gerçi giysi dediğin beline doladığı çarşaf. Ama şu kumaş kısmının kırışma huyu yok mu. Ama düşündüğüm kadar zor olmuyor.

"Edge Split" denilen kenar kesme aracı harikalar yaratıyor. Diğer Modo kullanıcıları bu aracı yeterince kullanmıyor bence. Kenar kesmeden sonra topolojiyi oturtup daha sonra çokgen akışı kurallarına göre düzenleme yapmak daha mantıklı bence. Şevleme (bevel) her şeye yetmiyor çünkü. Bu yöntemle gerçek heykeltraş gibi, figüre daha fazla hakim olunabiliyor.

Az sonra Meryem geliyor. İstanbul'dan ısmarladığım meşhur Sculpey hamurunu getiriyor. Umarım düşündüğüm kadar iyi işler çıkarırım. İskelet ve kaide konusunda ciddi hazırlık yapmak gerekli. Belki de bu yüzden motorlu testere, matkap gibi araçlardan oluşan ufak bir atölye fikrini de güncelleştirmeliyim. Boş oda ne güne duruyor?
Bugünlerde Turbosquid'deki para da Paypal'a aktarılacak. İyi bir fotoğraf makinası almam için yeterli bir para birikmiş olacak. Yaptığım heykelin aşama aşama resimlerini çekip yayınlamak istiyorum. Belki de yurtdışında almış yürümüş olan amatör mini heykelcilik olayını vatan topraklarına taşıma yolunda önemli bir adım atmış olurum. Gerçi Dinodream sitesinde bu tarz bir iki çalışma vardı ama çok acemice görünüyordu. Gerçi benim onlardan iyi yapııp yapamayacağımı bilmiyorum ama eğer daha iyisini yapamazsam hiç uğraşmayacağım.


Share/Bookmark

12 Ekim 2005

Tilahan


Tilahan... Attilâ İlhan'ın e-posta adresinde kullandığı ad kısmı.
Attilâ İlhan'ı, yurtseverlik meşalemizi kaybettik. Alev sönmedi. Söndürmemek gerekiyor. Çetin olacak komplike zorba'yla mücadele. En zor anımızda seni hatırlayacağız İlhan!


Share/Bookmark

3 Ekim 2005

Yağmur

Sabah yağmur yağdı. Başka da bir şey olmadı.


Share/Bookmark