
Yarın 1 Mayıs. Kutlu olsun. Gecikmiş bile olsa, bazı dönüm noktalarını yaşayacağız.
Tunç Taylan'ın işçi siluetini wacom'la boyadım. Tablete alışmam için iyi oldu.
30 Nisan 2006
Dönüm Noktası
Anlatan:
Barış
Saat:
15:52:00
1 yorum var
Etiketler: grafik
12 Nisan 2006
Velespit
Devrim'le birer fiyakalı bisiklet aldık. Bisiklet gezileri yapacağız artık. İlk gezimizi geçen pazar günü Pamukkale'ye yaptık. Can ve Ufuk da vardı. Sen kalk 30 kilometre pedal bas, Pamukkale girişinde pusuya yatmış olan Deli Dumrul desin ki; geçenden yirmi gayme, geçmeyenden elli gayme... Bi gayme olsa vermeyiz dedik, biz sporcuyuz dedik, illa ki girecek açık bi yer buluruz dedik, hafiften meydan okuma havasında gerisin geri ettik. Neyse ki başkalarından sonraki gezimizde kullanılmak üzere bir tüyo da edindik. Antik tiyatronun arkasındaki köyden girişte herhangi bir dumrul konuşlandırılmıyormuş.
Bugünkü geziye yalnız Devrim'le ben gittik. Tüyomuzu planımızın ana ekseni haline getirdik ve köy köpeği hücumlarına karşı tetik bir vaziyette köyden geçtik. Bedava sirkenin tadını almakla aynı şey; sonsuz bir özgürlük duygusuyla bölgeye duhul olduk. Hafif ve tatlı yorgunluğumuzun da çağrısıyla tiyatroda oturduk. Boş sahneyi baygın baygın izledik. Ve sonra, kendimizi bir japon turist membaında bulduk. Her taraftan Japon fışkırıyordu. Aklımdan vataşi no name Barış des, anata no name Devrim des gibi cümleler geçti.
Sonra aşağı, travertenlere çevirdik dümeni. Satıcılar ve ikimizden gayrı TC uyruklu kimse yoktu. Pişmiş topraktan yapılma su dolu bir pipoya benzeyen düdükten satan sürüyle satıcı vardı. Hepsi hiç bıkmadan bu garip düdüğü öttürmeye çalışıyordu. Kafamızın şiştiği andı ki, oradan kaçarcasına uzaklaştık. Geri dönüşte benim koltuğun altındaki vida gevşedi ve koltuk bir ileri, bir geri eğilmeye başladı. O ne zorluk, o ne işkence... Üstüne bir de ön vitesin arızalanması yok mu...Tüm enerjimi aldı götürdü. Denizli'ye nasıl varabildim, bilemiyorum. bir taraflarımın tarif edilmez ağrısını da eklemeden edemeyeceğim.
Bisiklet gezileri için ayrı bir blog mu yapmalı acep? Evet sayın okurlar, ne dersiniz?
Velespit
Anlatan:
Barış
Saat:
22:43:00
1 yorum var
Etiketler: içimi dökerken
6 Nisan 2006
Nereye Sevgili Yurdum?
İç savaş plânı -şimdilik- hiç aksamadan yürüyor. Gidişata bakılacak olursa, önümüzdeki yazın sonuna kadar ülke tamamen iç savaş ortamına gömülecek. Kürt milliyetçilerinin "ezilen ulusun milliyetçiliği olmaz" türünden saçma sapan değerlendirmeleri her yaptıklarını meşru görme eğilimine yol açıyor. Bu ise gittikçe ırkçı-faşist bir tarzı benimsemelerine götürüyor onları. Gözlerini kör eden Türk düşmanlığı ABD'li abilerine daha da yakınlaştırıyor onları. Türk faşist hareketi zaten olduğu yerde duruyor. Metropoller barut fıçısı, her an korkunç bir boğazlaşma başlayabilir. Aynı süreçte ABD'li askeri yetkililerin İskenderun Limanı'na el koyma hazırlıkları yaptığını duyuyoruz. Karadeniz için Montrö sözleşmesini delen talepleri olduğunu da...
Bölünme olasılığı ilk defa ete kemiğe bürünüyor, güçlü bir olasılık haline geliyor. Yıllar önce dile getirdiğim olasılığı yineliyorum. Kürt-Türk boğazlaşmasına eşlik edecek bir dinci gerici ayaklanma, emperyalistlerin "insani" müdahale adına bölgemizi doğrudan kontrol etme girişimine yol açacaktır. Bu sırada İran ya da Irak'ta onursuz bir macera içine sürüklenebilecek silahlı kuvvetler de süreçte belirleyici olmaktan çok uzakta olacaktır. Kafkaslar'ı daha doğrudan kontrol etmek isteyen ABD'nin Kukla Kuzay Kürdistan'a acilen ihtiyacı var. Turuncu devrimler döneminin hezimetle sonuçlanmaya başladığı bu dönemde Türkiye Kürtleri için sivil itaatsizlik eylemleri yerine şiddet içerikli bir karışıklık çıkarmak ABD'nin dönemsel politikalarına daha uygun düşüyor. Yugoslavya'yı hatırlayalım; emperyalistlere alet olan halkların ayrılma girişimleri, diğer halklarda anti-emperyalist bir önderlik potansiyeli yoksa biçimsiz bir milliyetçiliğe yol açar. Türkiye ve Türk halkı için de -şimdilik- en güçlü olasılık ne yazık ki budur. Ülke "Kurtlar Vadisi" ve "Kürtler Vadisi" olarak bölüşülmeye hazırlanılıyor. Ne kara bahtlısın ey yurdum, başındaki belâlardan kurtulmak istedikçe, daha büyük belâların kapısını açıyorsun ama bunun farkında değilsin. Sonuna kadar anti-emperyalist olan bir siyasi özne yaratamadıkça dünyanın unutamayacağı acıklı hikayeler yaratacaksın.
Nereye Sevgili Yurdum?
Anlatan:
Barış
Saat:
00:11:00
1 yorum var
Etiketler: içimi dökerken
23 Mart 2006
Bahar Geldi
Bahar Geldi. Artık pencereyi açıp yatmaya başladım Aslında çok sıcak olduğundan değil, içerideki havanın sürekli değişmesi durumunda bir-iki saat daha az uyumayla dinlenebiliyorum.
Hayatımdaki değişikliklerden biri; artık ben de üstü başı çamaşır yumuşatıcısı kokan biriyim. Ne güzel, aynıyız, hep aynıyız. Farklıyız ama aynıyız. Farklı olma özgürlüğümüzü aynı olarak kullanıyoruz.
Yarışma için modellemeler yapmaya başladım. Yarışmanın sonunu getirebilecek miyim, bilmiyorum ama, en azından her gün bir parça modellersem ilerlerim. Şimdilik şemsiye, çaydanlık ve soba bacası hazır. Yarın bir eskiz çizimi yollamalıyım CG Society'e. Modellerin Modo'daki görüntüleri de şöyle:
Bahar Geldi
Anlatan:
Barış
Saat:
01:58:00
0
yorum var
Etiketler: içimi dökerken
19 Mart 2006
Dolgu
Dişime dolgu yaptırdım. Amalgam. Yani civada çözünmüş gümüş. Dişçi beni israilli ajanlar gibi yavaştan zehirleyip öldürme operasyonunu başlattı yani. Hem de gayet soğukkanlılıkla.
Benim E- pen tablet pek kullanılacak halde değil. İyice temizledim ama, kimi zaman hareketleri yanlış algılıyor. Basınç algılamasında da sorun var. 2 boyutlu boyama konusunda hiç tecrübem yok sayılır. Intuos gelene kadar biraz alıştırma yapayım dedim. Şu resmi çiziktirdim. Ne ölçü var ne nizam. Olsun...
Dolgu
Anlatan:
Barış
Saat:
00:12:00
0
yorum var
Etiketler: içimi dökerken
15 Mart 2006
12 Mart 2006
Zaman Nedir?
Yatağıma yattığımda bir şeyler düşünmeden uykuya dalamam. Bu düşünme seanslarından birinde zaman kavramını elle tutulur hale getirmek için bayağı derinlere dalmıştım. Birkaç saat bu yüzden uykusuz kalmış da olabilirim. Bu fikirleri hiç yazılı hale getirmedim. Bugün okuduğum "zamanda yolculuk" konulu bir makale aklıma getirdi, fikirlerimi yazılı hale getirmeliyim. Burası da şimdilik en uygun yer sanırım.
Zamanı algılamak, onu günlük yaşayışımızda ölçmek amacıyla saat kullanırız. Değişik saatler var, bir milyon yılda bir saniye sapma payı olan atom saatleri, zemberekli mekanik saatler, güneş saatleri vs. Burada zemberekli bir mekanik saati ele alalım. Zembereği kurarız, rakkas denen bir mekanizma sayesinde (rakkas, dünyanın kütle çekiminden kaynaklanan bir salınımın düzgün bir periyod sağladığı kabulüne dayanarak kullanılmıştır)zembereğin devindirdiği saat milinin hızını sabit kılarız. Zemberekte kalan enerjinin miktarından bağımsız olarak bu mil hep aynı hızda döner. Milin ne kadar döndüğünden yola çıkarak ne kadar zaman geçtiğine karar veririz. Saat cihazında gerçekleşen olayın özeti şudur: kurularak zembereğe (sarmal yay) aktarılan mekanik enerji, yayda iç gerilmelere yol açarak potansiyel enerjiye dönüşür. Bu potansiyel enerjinin tekrar mekanik enerjiye dönüşerek mili devindirmesi olayının ölçümü de zaman ölçümünün ta kendisidir. Yani enerji akışının ölçümü zaman ölçümünde bir yöntemdir. Peki, enerji akışının ölçülmesinden başka bir (doğru)zaman ölçme yöntemi var mıdır?
Şimdi, saatimizin bulunduğu ortamın sıcaklığının 20 derece olduğunu düşünelim. Sıcaklığın 293 derece düşmesi durumunda -ki bu sıfır kelvin, yani mutlak sıfır demektir- ne olur? Tüm moleküler parçacıkların titreşmesini sağlayan iç enerjilerinin de sıfır olması nedeniyle makro ve mikro ölçekte tüm hareketler yok olur.Zembereğimizdeki iç gerilmeye olanak sağlayan zorlanmış titreşme olayı da son bulur. İç gerilme olmayınca saat milinin devinmesi de imkânsızdır. Yani saat durur. Saat durduğu için ortamdaki zaman ölçümü sekteye mi uğramıştır? Bence hayır. Ortamdaki tüm nesnelere ait moleküler parçaların da titreşimleri durduğu için ortamla saat arasındaki enerji akışı paralelliği devam etmektedir. Ortamda zaman kavramı yok olmuştur, saatte de öyle. Buradan yola çıkarak saatimizin, enerji akışını ölçen bir sayaç olarak moleküler titreşimlerin sayısı konusunda bizi fikir sahibi ettiğini, bu yolla "zaman" diye tanımladığımız kavramı anlaşılır kıldığını söyleyebiliriz.
Bir adım daha ileri gidelim, bir nesneyi "var" olarak tanımlayabilmemiz için gereken şey, o nesnenin moleküler parçalarının titreşiminden doğan manyetik alandan dolayı ortaya çıkan "kütle"ye sahip olmasıdır. Dolayısıyla titreşmeyen parçacık "var" da olamaz. Elimizde dört sonuç var:
bir: enerji akışı yoksa zaman yoktur,
iki: enerji akışı yoksa madde de yoktur.
üç: tüm mekanlar için aynı doğruluk derecesini taşıyan evrensel bir zaman değeri aramak saçmadır.
dört: her noktada farklı olan enerji akışı değerleri kendi içinde tutarlı bir "zaman" kavramını anlamsız hale getirmektedir. Bu enerji akış değerleri arasında geçişler vardır. Mekan değişiklikleri de buna tâbi olmak durumundadır. Enerji akış ölçümü cihazlarının (saat) uyumlu olabilmesi bundan kaynaklanır. Yoksa aynı soyut "an" da aynı olmalarını garanti edecek hiç bir şey yoktur.
Soru işaretleri:
Mutlak sıfır sıcaklığına ulaşmak olası mıdır?
Mutlak sıfır ortamının çevreden tamamen yalıtılması olası mıdır?
Yarın devam edelim...
Zaman Nedir?
Anlatan:
Barış
Saat:
23:44:00
2
yorum var
Etiketler: içimi dökerken
7 Mart 2006
24 Şubat 2006
Model Bitmedi
Epey uğraştım ama model bitmedi. Gözlüğü modelledim, parçaları birbirine uydurdum vs. Birkaç tane de resimleştirme yaptım. İdare eder. Atın kuyruğu için iyi bir çözüm gerekli.
Yarın Ankara yolculuğu var. Her şey birkaç gün aksayacak. Son zamanlarda otobüs yolculukları beni fermante ediyor; türkçesi turşu gibi yapıyor. Kendimi ekşimiş, kirlenmiş, kırışmış, buruşmuş hissediyorum. Hafiften de aptal hissediyorum diyebilirim. Otobüsten inince sersem tavuk gibi sağa sola bakıyorum. Hatta yürümeyi yeni öğrenmiş gibi bile oluyorum. İlk adımlar acemice ve zeminin yüksekliğini yoklar gibi oluyor. Yolda uyuyamadığımdan ve terlediğimden hepsi. Offff.
Neyse, günün konusu hakkında bir iki enstantane koyup bitirelim... 

Model Bitmedi
Anlatan:
Barış
Saat:
01:15:00
0
yorum var
Etiketler: grafik
23 Şubat 2006
22 Şubat 2006
Bahar Geliyor

Bahar geliyor. Her şey elinden geldiğince yenilenecek. Bakalım ben de...
Jokeye başladım. Gözlüğü ve eldiveni kaldı. Daha sonra parçaları birbirine uyumlu hale getireceğim. Kıyafetin ve kafanın boyanması gerekiyor. Sırt numarası da olacak. Modeli kullanacak adamın jokeyi çoğaltması için sırt numarası örneklemeleri yapabileceği bir kaplama oluşturmam gerekiyor. Kollara koyacağım kemiğin dönme ekseninin kendiliğinden ayarlanabilmesi için de referan olsun diye, kolları dirsekten biraz ileri doğru büksem iyi olacak. At için bir de beyaz kaplama yapmalı...
Bahar Geliyor
Anlatan:
Barış
Saat:
03:07:00
1 yorum var
Etiketler: içimi dökerken
15 Şubat 2006
Periyod yine kaymaya başladı

Kalorifer kontrollerini bıraktığımdan beri günlük yaşam periyodum yine kaymaya başladı. Şu an saat 03.47...Tüh!!!
Neyse, bari bugün at üzerinde yaptığım ZBrush denemesinden bir görüntü koyayım.
Periyod yine kaymaya başladı
Anlatan:
Barış
Saat:
03:24:00
0
yorum var
Etiketler: içimi dökerken
11 Şubat 2006
Arap Atları
Malûm oyun için hazırladığım at modelini biraz daha gerçekçi hale getirmek için referans at fotoğrafları arıyordum. Görüntüsü hep hoşuma giden at cinsinin arap atları olduğunu öğrendim. Bu kadar narin ve estetik bir at cinsi var mı? Gövdeleri ve belleri daha ince, boyunları kavisli ve bu sayede başlarının dönme kabiliyeti çok fazla. Gözleri büyük, kafaları burun ucuna doğru çok inceliyor. Burun delikleri büyük. Tüyleri kısa ve parlak. (Resimlere tıklayınca büyük halleri
açılıyor)
Arap Atları
Anlatan:
Barış
Saat:
23:47:00
1 yorum var
Etiketler: şundan bundan
9 Şubat 2006
Küheylan
Oyun modeli atımızın poligon yapısı üzerinde bol bol oynadım. Pek bir şey yapmadım dediğim son altı ayda bir şeyler öğrenmiş olmalıyım ki, bir sürü hatalı birleşme ve akış bulup değiştirdim. Özellikle atı o zamanlar subdivide modunda modellediğim için nokta konumlarının olması gerektiğinden abartılı olarak çekildiğini farkettim. Çokgen modunda modelleme yapanları anlamıyordum o zamanlar. Şimdi aklım başıma geldi :) (Bilmeyenler için; yandaki resimde soldaki at subdivide modunda, sağdaki ise çokgen modunda)
Yarın da atın genel oranlarının yarış atına benzemesini ve çokgen akışının canlandırmaya/esnetmeye uygun hale gelmesini sağlayacağım.
Küheylan
Anlatan:
Barış
Saat:
23:58:00
0
yorum var
Etiketler: grafik
8 Şubat 2006
Çokgenler Düzenlendi

Plânladığım canlandırma için daha önce yaptığım kaslı model üzerinde değişiklikler yapıyorum. Çokgen akışını düzenledim, çokgen sayısını azalttım ve biçimi biraz değiştirdim. Vücudu yeniden yapacağım. Üzerine kıyafet ekleyeceğim için yeniden başlamak zorunlu. Biraz karikatürize olacak. Eller ve ayaklar büyük olacak. Resimleştirme için "cel shader" denen çizgifilm tarzı gölgelemeyi düşünüyorum.
Oyun için yapacağım yarış atı ve jokey işi öylece duruyor...
Çokgenler Düzenlendi
Anlatan:
Barış
Saat:
16:03:00
0
yorum var
Etiketler: grafik
4 Şubat 2006
Önemli Zamanlarda Yaşamak
Eskiden, önemli olayların yaşandığı dönemleri okurken, önemli insanların önemli olaylar döneminde yaşadığını düşünürdüm ister istemez. Yoksa tam (ya da biraz) tersi; önemli insanların yaşadığı dönemlerde önemli olaylar mı olur? Saçma sapan bir tarih tezine demir atmak üzereyim, fazla zorlamayayım... Yeniden deneyelim, tarihsel dönüşümlerin koşullarının oluştuğu dönemlerde "önemli" adı verdiğimiz insanlara tarihsel rol oynama fırsatları doğar, onlar da oynarlar. Peki diğer insanların kendilerini önemli hissetmeleri olası mıdır? Bence evet. Büyük çoğunluk için her şeyin kötüye gittiği bir dönemde bu büyük çoğunluğun kendini (yine ister istemez) bu kötüye gidişin bir parçası olarak görmesi olasıdır. Bu durumda, gidişata müdahale edemeyen insanın kendisini önemsiz insan olarak görmesi de pekâla olasıdır. (Yine) tersinden okursak, önemli olay eğer iyiye gidişse çoğunluğun kendini bu gidişin parçası, katkı koyucusu, nedeni olarak görmesi olasıdır. Bu durumda oluşacak motivasyon, onun gerçekten önemli insan olmasına yol açabilir.
Dünya Latin Amerika'dan başlayarak temizlenmeye başladı. Kim ne derse desin, bu gerçek. Fukuyama'nın "Tarihin sonu" tezi kötü bir şaka gibi çöpe atılıyor. Önemli insanların gittikçe çoğaldığı bu coğrafya, diğer coğrafyalarda önemli olayların yaşanmasına davetiye çıkarıyor. Önemli insan hastalığı engellenemeyecek derecede bulaşıcıdır. Bizde de önemli adamların çıkıp kitleleri peşinden sürükleyeceğine eminim. İnanmayan var mı? İddiaya var mısınız?
Önemli Zamanlarda Yaşamak
Anlatan:
Barış
Saat:
03:12:00
0
yorum var
Etiketler: içimi dökerken
22 Ocak 2006
Uyku Günü
Garip garip rüyalar... Bir uyandım, saat 15. Suçluluk duygusunu bastırmak için zıpkın gibi yataktan fırlayış, on dakikada kahvaltıyı hazır etme, yeme ve günlerdir ertelenen işilere yönelme. Yüksekliğiyle tepelikten dağlığa terfi etmeye hazırlanan çamaşır yığınını tekrar "sıradan" bir yükselti haline getiriş...
Yeni kontaktlensimin üzerine aldığım astigmat gözlüğünü sevmedim. Yakışmadı. Astigmatizmin özünü çözdüm; gözün küresellik sorunu. Göz, herhangi bir yönde basık olduğu durumda o açı ve basıklık derecesine göre astigmat kabul ediliyor. Astigmat gözlüğümün camından değişik açılarla bakınca çok iyi anlaşılıyor. Astigmat gözlüğüm yokken nesneleri hep olduğundan dar gördüğümü farkettim bir de. Şimdi insanlar bana daha kısa ve şişman görünüyor. Bu durumda gözlerim üstten basık demek ki. Şekil anomalisi tümüyle tutarlı. Üstten baskı altında kalan baş genişlemeye zorlanmış, gözler de küreselliğini ve olağan uzunluğunu yitirmiş. (Astigmat ve ultra hipermetrop) Bunları annemin ben karnındayken yaptığı yüksekten atlama hareketlerine borçluyum. Kendisine söylesem, vicdan azabından ne yapar, bilemiyorum.
Uyku Günü
Anlatan:
Barış
Saat:
21:05:00
0
yorum var
Etiketler: içimi dökerken
3 Ocak 2006
Entropi
"Varlık"ı entropinin artması olarak açıklamışlardı. Herhalde bundan daha genel bir tanım yoktur. Yaşamı da enerjinin olabildiğince dönüşüp parçalanması olarak açıklamışlardı. Yaşam için de bundan daha genel bir tanım yok.
Bir tane de benden: Felsefe, yaşamın olabildiğince farklı olasılıkları değerlendirerek kendi varlığını koruyabilme çabasının bilinç denen muammadaki yansımasıdır.
İnsanlık ilelebet böyle yaşamaya devam edebilir mi? Hayır... Öyleyse felsefe insanlığın yaşam biçimini değiştirici bir yol açacaktır. Felsefe güçlü müdür? Aksini iddia eden beri gelsin. Kitaplarda durduğundan çok daha yetkin ve etkilidir.
Çıkış yollarının en gerçekçisinde yer alıyoruz. Önümüzde durabilecek ne var?
Entropi
Anlatan:
Barış
Saat:
02:56:00
2
yorum var
Etiketler: içimi dökerken
20 Aralık 2005
Sihirli Değnek: Aforizmalar
Doğayla bağlantısı alabildiğine dumura uğramış insan huzursuz olur. Bundan daha doğal bir şey yok. Vücut şifresinde doğayla haşır neşir oluşunu taşımaya devam eden insanın kafasında soru işaretleri doğmaz mı? Doğmaması olanaksız. Ne gibi sorular?
-Neden yaşıyorum?
-Hayatın anlamı ne?
-Zengin olursam mutlu olabilir miyim?
-Zengin oldum ama neden mutlu değilim?
-İnsan doğuştan bencil midir?
.....
Bu sorulara şöyle ya da böyle bir cevap üretilmezse insanlığın kollektif aklı doğru cevabı bulabilir. Hatta maazallah cevabı uygulamaya da geçirebilir. Bu yüzden bireysel akla hizmet eden aforizma bombardımanı her şeye devadır. Etrafında seni rahatsız eden her şey doğal, önemli olan onlara farklı bakmak, böylece rahatsız olmaktan kurtulmak.
İşte örnekler:
-Eğer boş zamanınız yoksa, ruhunuzu kaybediyorsunuz demektir. (L. P. Smith)
-Kalitenizin ölçüsü, boş zamanlarınızda ne yaptığınızdır. Medeniyetlerin kalitesi de insanlara sağladığı boş zaman ve bunun kalitesi ile ölçülür.(Irwin Edman)
-Babam bana çalışmayı, fakat işin esiri olmamayı öğretti. Şimdi okumanın,hikaye anlatmanın, şakalaşmanın, konuşmanın ve gülmenin iş kadar; hatta ondan da önemli olduğunu biliyorum. (Abraham Lincoln)
-Boş zamanı iyi değerlendirmek, çok ciddi bir sorumluluktur. (William
Russell)
Okurken insanı iyi hissettiren bir terapi yarattıkları kesin. Ama ortak özellikleri asla kalıcı bir çözüm önermemeleri. Aforizmayla beslenen zavallıların da insan florasında mantardan pek bir farkı yok.
Sihirli Değnek: Aforizmalar
Anlatan:
Barış
Saat:
00:13:00
0
yorum var
Etiketler: içimi dökerken
17 Aralık 2005
Kabuk
Kabuk gibi görmeye başladım yaşamı. İçsizliğini gizleyen bir dış olarak ya da. Beceriksizliğimizi gizleyen statülerimiz sayesinde bugünü yarına bağlayabiliyoruz. Çürüme bile bitti artık. Çürüyecek bir şey kalmadı içerilerde. Kupkuru kabuklarımızla idare ediyoruz.
Kalorifer kazanlarını kontrol ederken en çok bilgisizliğimizin çakılmaması için mücadele ediyoruz. Kazanla yatıp kalkan ateşçi olayın organik parçası olmuş ama gizemli bakışlar satarak kazanın tipini anlamaya çalışan bizim ağzımızın içine bakıyor. Bizim kabuğumuz var, onun yok. Kabuğumuzun hacmince para kazanıyoruz, ağırlığınca olmamasına dua ediyoruz.
Bir sarsıntıda tuzla buz olacak kuru kabuklarımız. Allah gecinden versin diyoruz. Hayatı sarsmamaya yazgılıyız ama kendimize "devrimci" diyoruz.
Tek çare var, hep beraber hayatı sarsarak kabuklarımızı gönüllü olarak toz etmek. Belki bizden sonrakiler etli meyvelere dönüşür diye...
Kabuk
Anlatan:
Barış
Saat:
01:33:00
1 yorum var
Etiketler: içimi dökerken
