18 Ağustos 2008
11 Ağustos 2008
Belâyı Çağırıyorlar
Artık tek dişi kalmış canavarın savaş uzvu oldular ve bir kan hattı olacağı belirginleşen Bakü-Tiflis Ceyhan Hattı bölgesinde yoğunlaştırdılar patırtılarını. Erzincan'dan geçiyor hat. Bugün orada güvenlik zaafını kanıtladılar kendilerince, 9 can alarak... "Gel Coni, anlaşmadan doğan hakkını kullanmaya hazır ol, hat güvenli değil" mesajını veriyorlar. Saakaşvili de denemeye çalışıyor. Hesaplar döner buralarda, bizden söylemesi.
Belâyı Çağırıyorlar
Anlatan:
Barış
Saat:
12:23:00
3
yorum var
Etiketler: içimi dökerken
10 Ağustos 2008
7 Ağustos 2008
5 Ağustos 2008
1 Ağustos 2008
30 Temmuz 2008
Zürafa-1

Uzun bir aradan sonra yeni bir modele başlıyorum. Bu seferki bir zürafa. Ya da "cülafa". Aşama aşama koyacağım görüntülerini.
Zürafa-1
Anlatan:
Barış
Saat:
12:44:00
0
yorum var
25 Temmuz 2008
Özgürlük
19. yüzyıl yazarı raconuyla yazayım biraz.
Ey okuyucu, sence özgürlük nedir? İşin kolayına kaçma, aklına ilk gelivereni söyleme. Düşün biraz. Sözcüklerin kendilerini aşan büyüsüne kapılma. Ayaklarını yere bas ve söyle; nedir özgürlük?
Aklına eseni yaparken herhangi bir engelle karşılaşmamak mı?
Zevk alınan şeyleri yapmak mı?
Birilerinin "doğru" diye tanımladığını her ne yöntemle olursa olsun yaşama geçirmek mi?
Nedir şu özgürlük?
Aklına eseni yapmak mı diyorsun? Aklının her rüzgârın çekinmeden esebileceği, koşullanmalardan uzaklaşmış bir halde olduğundan emin misin? Aklına esenlerin aklına estirilmediğinden emin misin?
Ey okuyucu, büyük çoğunluğunuz özgürlüğü zevk veren şeye ulaşma serbestliği olarak görür ve kendini mahveder. Zevklerin insanı güden bir çoban sopası haline geldiğini bilmiyor musun? Seni zevklerinle sürüklüyorlar trajik felaketlere. Ve sen o gidişatta tereddüt etmeyişine özgürlük yaftası asarak kendine ve senden sonra gelip de o sözcüğü kullanacak olanlara en büyük kötülüğü yapıyorsun.
Özgürlük insanın ve insanlığın kendini gerçekleştirme eğiliminin sınırlarını yıkma eylemi değil midir? Söyle ey okuyucu, değil midir?
Özgürlük
Anlatan:
Barış
Saat:
01:30:00
1 yorum var
Etiketler: içimi dökerken
28 Haziran 2008

Şu HDR (High Dynamic Range) tekniğini sevdim. Üç değişik pozlama değerinde (karanlık, orta, aydınlık) üç fotoğraf çekip Photoshop'ta birleştiriyorsun. Işık patlamaları olmadan gerçekçi görüntüler elde ediyorsun.
Anlatan:
Barış
Saat:
18:34:00
4
yorum var
Etiketler: fotoğraf
9 Mayıs 2008
27 Nisan 2008
23 Nisan 2008
19 Nisan 2008
30 Mart 2008
17 Mart 2008
Kendimize Eleştiri

Yani özeleştiri. Wacom tablet ve Flash kullanarak çizdim. (tıklayınca büyük hâli görünür)
Kendimize Eleştiri
Anlatan:
Barış
Saat:
19:07:00
1 yorum var
Etiketler: grafik, içimi dökerken
5 Mart 2008
26 Şubat 2008
26 Şubat Babadağ Gezisi
Erkenden uyandık, Devrim'in dükkanının önünde toplandık. Alper, Ahmet, Gökhan, Devrim, İbrahim ve ben. İsmail ve Ali bize yolda katıldı. Babadağ ilçe merkezine kadar gittik. İniş-çıkış dizileri... Pidecide karnımızı doyurduk. Dönüşte İbo'nun lastiği patladı. Gidişte zevkli bir inişe sahne olan rampa, dönüşte hurmalar ve tırmalar uyağına zemin hazırlayan dahiyane atasözümüzü hatırlattı. Dizlerimiz bayram etti yani. Saat 15-16 gibi eve vardık sanırım. Sayaçta 74 km gösteriyordu. Birkaç foto... Yeni pedaldaşımız Ahmet makinayı yanlış ayarda unuttuğu için biraz ışık patlaması var ama en azından fikir veriyor.






26 Şubat Babadağ Gezisi
Anlatan:
Barış
Saat:
15:17:00
3
yorum var
17 Şubat 2008
Evet, buraya da yağdı

"Tüm yurtta kar yağışı bekleniyor" demişlerdi. Pek inanasım gelmemişti. Çünkü geçen hafta 4 gün üst üste yağmurlu dediler de, bisiklet gezisine çıkamadık. Ama birkaç saat yağdı, o kadar. Bu kez tuttu. Muhtemelen tahmin ötesi bir kesinlikle geldi Ukrayna'dan kar yağdırıcı hava.
Çıktım, bir iki kare fotoğraf çektim. Tepesindeki kar yüzünden sarkan palmiye dallarına dikkat. Kar ve palmiye birlikte... Olacak iş değil. Aynen kutup ayısı ve penguen gibi...
Evet, buraya da yağdı
Anlatan:
Barış
Saat:
13:33:00
1 yorum var
Etiketler: fotoğraf, içimi dökerken
12 Şubat 2008
Tercih
Birkaç ay önce bizim evin karşısındaki virane evin kiracısı değişti. Önceki yumurta satıyordu, bu seferki kâğıt topluyor.
İşini bu kadar ciddiyetle ve disiplinle yapan bir kâğıt toplayıcısı görmemiştim. Her gün sabah 8'den itibaren civardaki işyerlerinden topladığı karton kolileri, hurda kâğıtları evin önüne getiriyor, güzelce ezip büyük çuvallara dolduruyor ve eski model binek Ford Transit'inin içine ve tepesine yüklüyor. Genellikle hava kararana kadar hiç durmadan çalışıyor.
50-55 yaşlarında, babacan tavırlı, güler yüzlü. Kır bıyıkları yanlardan iyice sarkık, belli ki '78 dönemi ülkücülerinden. Çevreyle iyi ilişkileri var, herkese selâm veriyor, sohbet ediyor.
Birkaç ay önce belediyemiz evlere mavi poşetler dağıtmıştı. Plastik atıkları doldurup cumartesi günleri dolaştıracakları araçlara verelim diye. İlk hafta düşünmeden, dedikleri gibi yaptım. Sosyal hizmetlerden iyice çekilip bu hizmetleri birkaç yandaş firmaya peşkeş çeken belediyemizin kimbilir hangi yandaş şirketine avanta sağlayacak bu girişimine düşünmeden destek oluşuma utandım bir gün.
Yeni komşuma vermeye başladım biriktirdiklerimi. Başladım ama, garip şeyler de üşüştü kafama. Neredeyse tüm tüketim tarzımın dökümü o mavi torbada. Peynir kutusu, yoğurt kapları, içecek şişeleri, çerez ambalajları, alpella kutuları, şu, bu. Muhtemelen bunların çoğunu tüketemeyen o amcaya torbaları verirken utanmaya başladım. Hattâ onun sokakta olmadığı zamanları kollayıp çaktırmadan bırakıyorum bazen.
Orta sınıf ve alt sınıf olarak (aslında yediğim içtiğim aldatıcı olmasın, birçok yönden alt sınıflardan beter yaşıyorum) aramızdaki duvarın üzerine bir de dikenli tel geren şu olaya bak. Dert sendedir, derman bendedir ey parya halkım. Ama şu feleğin işine bak ki, sen içten içe benden nefret edersin. Boş alpella kapları öfkeni bilemektedir belki her gün. Belki ortalık azıcık karışsa beni bir kaşık suda boğacaksındır. Kısır döngü de sürecek, sürecektir hep.
Tercih
Anlatan:
Barış
Saat:
00:46:00
2
yorum var
Etiketler: içimi dökerken












